title
magtimguli
ctllogo
 

 

Bu yazı Arş. Gör. Tuna BEŞEN DELİCE'nin "Türkmen Türkçesinde Edatlar"

adlı Yüksek Lisans Tezinden alınmıştır.

Türkmen Türkçesinde Edatlar, Ankara Ü., Sos. Bil. Ens., Çağdaş Türk Lehçeleri ve Ed. Anabilim Dalı Basılmamış Yüksek Lisans tezi, Ankara, 2002

     Güneybatı (Oğuz) Türk lehçelerinden biri olan Türkmen Türkçesi, Azerbaycan, Türkiye, Gagavuz ve Horasan Türkçeleri ile aynı gruptandır.

     Türkmen Türkçesi bulunduğu coğrafî konum itibariyle Doğu ve Kuzey Türk lehçelerinin etkisi altında kalırken aynı zamanda onları da etkilemiştir. Bugün Türkmen Türkçesinin bazı ağızları Özbekleşmiş Türkmen adıyla anılmaktadır. Öte yandan Kıpçak Türkçesine etkileri ise Oğuzcalaşmış Kıpçakçanın oluşumunu hazırlamıştır.

     Türkmen Türkçesi, Batı Türkçesinin ise hemen her lehçesinin oluşumunda temel olmuş köklü ve temel özellikler taşımaktadır.

     Türkmenlerin yaşayışları itibariyle kültürel hayattan uzak kalmaları onların konuşma dillerini epey bir zaman yazı dili yapmalarına müsaade etmemiş; bu nedenle Türkmen dilinde standartlaşmaya doğru bir değişim diğer lehçelerde olduğu kadar gerçekleşmemiştir. Bu nedenle taşıdığı karakteristik özellikler genel Türk dilinin geçmişine ışık tutacak mahiyettedir.

     Günümüzde Türk Cumhuriyetleri arasında gelişen ekonomik ve kültürel bağlar açısından bulunduğu merkezî konum itibariyle ayrı bir öneme sahip olan Türkmenlerin konuştuğu dilin sağlıklı bilgilerle enine boyuna araştırılmasına ihtiyaç bulunmaktadır.

1. TÜRKMENLER.

     Türkmenler, XI. yüzyılda Selçuk ailesinin önderliğinde Oğuzların batıya doğru gitmelerinden sonra onların geride bıraktıkları boylardan ibaret bir Türk topluluğudur. XIII. yüzyıldaki Moğol istilasından sonra oldukça zayıflamış olan bu Türkmen boyları, Hazar'ın kuzey-doğusundaki Mangışlak'ta, Maveraünnehir'de ve Horasan'da yaşayışlarını sürdürmüşlerdir.[1]

      1.1. Türkmen Adı.

     Türkmen adı ilk kez Divanü Lügat'i-t-Türk'te geçmektedir. Kaşgarlı, Divan'da Türkmen sözcüğünü Oğuz sözcüğü ile eşanlamlı olarak kullanır. Bu Türklere Türkmen denilmesini bir hikaye ile verir. Bu hikayeye göre, Zülkarneyn (Büyük İskender), Semerkand'ı geçip çok kuvvetli bir ordusu ve Şu adında genç bir hakanı olan Türk ülkesine yürümüştür. Balasagun'da oturan Türk hakanı ordusuyla doğuya çekilir. Geride daha sonra Oğuz boylarını oluşturacak olan 22 kişi kalmıştır. Bunlara sonra iki kişi daha katılmıştır. Bu yirmi dört Türk Zülkarneyn'in huzuruna götürülür. Üzerlerinde Türk belgeleri bulunan saçlı bu yirmi dört kişiyi gören Zülkarneyn, bunlar için Farsça olarak türkmânend 'Türk’e benzer' demiştir. Türkmen adı bu olaydan ortaya çıkmıştır.[2]

      İbrahim Kafesoğlu, İlhanlı tarihçisi olan Reşideddin'in Camiü't-Tevarih'inde de buna benzer bir rivayetin bulunduğunu zikretmektedir.[3]

     Bedreddin Aynî, Türk ve iman kelimelerinin birleşimine dayandırdığı Türkmen sözcüğüne 'iman etmiş Türk' anlamı vermektedir.[4]

    El-Mukaddesî, X. yüzyılın ikinci yarısında İslam'ı kabul etmiş Türkler olarak göstermektedir.[5]

     Hüseyin Hüsameddin ise, -men ekine büyüklük fonksiyonu yükleyerek Türkmen sözcüğünü 'büyük Türk' olarak izah etmektedir.[6]

     Saim Ali Dilemre, Türkmen sözcüğünü Arapça "tuggar" sözüne dayandırarak 'ticaret adamı, kervan adamı' diye anlamlandırmaktadır.[7]

     Faruk Sümer, Türkmen adının İslam'ı ilk kabul eden Türk kavmi Türkmenler olduğu için Maveraünnehir Müslümanlarınca "Müslüman Türk" anlamıyla kullanılmış olduğunu daha sonra da bundan dolayı İslamı seçen Oğuzlar için de kullanıldığını Birunî'nin Kitâbü'l-Cemâhir'inde "Bir Oğuz Müslüman olunca Türkmen oldu dediler. Müslümanlar bu sözle Oğuz'un artık kendilerinden biri olduğunu ifade ettiler. Türkmen Türk'e benzer demektir." sözlerine dayandırarak zikretmektedir.[8]

     Fuat Köprülü de, Divanü Lügati't-Türk'e dayanarak Faruk Sümer gibi düşünmektedir.[9]

     İbrahim Kafesoğlu, Müslüman olan Oğuzlara Türkmen adının verilmiş olduğu düşüncesine din değiştiren ulusun isim değiştirmesi gerekmediği görüşüyle karşı çıkmaktadır. Ayrıca Kafesoğlu, IX. yüzyılda Türkmen adının Divan'da Karluklar için "Bunlar Türkmenlerden bir boydur.” [10]denilmesinden ve V. Barthold. Barthold; 'un Türkmenlerin giyimlerinin İran tarzını anımsatır şekilde Türk giyiminden farklı olduğu için İran tesirinde fazla kalmış olabileceklerini belirtmesi ve XII. yüzyılda Yedisu'da Balasagun şehrinin Karahanlılar sülalesinden olan hakiminin de Türkmen diye adlandırıldığını bu adlandırmanın Türkmenlerin Karluk kabilesinden çıkmış olabileceği[11] yönündeki görüşüne dayanarak Oğuzlara Türkmen denilmediği fikrinin kabul edilebilir olduğunu söylemiştir.[12]

     Vambery, -men ekini çokluk olarak yorumlayarak "Türkler" şeklinde bir açıklama getirmektedir.[13] Vambery'nin bu konudaki görüşü İbrahim Kafesoğlu tarafından -men ekinin toplayıcı ad yapımında kullanılan ek olarak "Türklük" açıklamasıyla zikredilir.[14]

     Ligeti Türkmen sözcüğünü "soylu Türk" anlamı ile açıklamaktadır.[15]

      J. Deny. Deny;, Türkmen sözündeki -men ekine abartı fonksiyonu yükleyerek bu kelimeyi 'öz Türk" olarak adlandırmaktadır.[16]

     Yabancı Türkologlardan konuyla ilgili görüş bildirenlerden Németh, Minorsky,  Pritsak ve Kakuk Deny'nin izahını kabul etmektedirler.[17] Bunlara ilaveten Németh, XII. yüzyıl başlarında birlikte kullandıkları Oğuz sözcüğü yerine tercih edilmiş bir sözcük olduğuna inanmaktadır. O.  Pritsak. ise, tarihî kaynaklarda Oğuz ve Türkmen sözcüklerinin birbirlerinin yerine kullanıldıklarını çifte ad altında bir siyasî birlik kurduklarını düşünmektedir.[18]

     L. Rásonyi. Rásonyi;, Türkmen sözcüğünü 'Müslüman Türkler' olarak anlamlandırmaktadır.[19]

     Türkmenler arasında da Türkmen adının anlamına dair farklı görüşlerin benimsendiği görülmektedir.

     Marat Durdıyev ve Şöhrat Kadırov'un birlikte hazırladıkları Dünyädäki Türkmenler adlı eserde Türkmen adı Türk-mânend "Türke benzer" şeklinde izah edilmektedir. Bu fikrin kabulünde doğudan gelen Türk akıncıların Türk dilini ve Türk şeceresini Türkmenlere miras bıraktıkları görüşü etkindir.[20]

     1.2. Türkmen Tarihi.

     Türkmenistan tarihinde Selçuklu Türklerinin önemli rol oynadığını bilmekteyiz. Selçuklular, Türklerin tarih boyunca kurdukları hanedanların en önemlilerinden biridir. Yirmi dört Oğuz boyundan biri olan Kınık boyuna mensup Selçuklularla başlayan tarih şöyle özetlenebilir:

     Onuncu yüzyıl başında Oğuzların yönetimi bir yabgunun elindedir. Selçuklu ailesinin atası olan Dukak, yabgunun emrinde önemli bir siyasî ve askerî mevkiye sahiptir. Sonradan Yabgu ile Dukak'ın arası açılır. Dukak öldükten sonra oğlu Selçuk sü-başılığa atanır. Yabgu Selçuk'un kendi ülkesinde nüfuz kazanmasını kıskanır; Selçuk da öldürülmekten korktuğu için Cend civarına gelir. Selçuk, burada yanındakilerle beraber İslam dinini kabul eder.

     Müslümanlardan alınan yıllık vergiye engel olduğu için Yabgu, Selçuk’un üzerine asker gönderir, ancak bu kuvvetler geri püskürtülür. Selçuk bu bölgede kolaylıkla tutunur ve Cend'de bağımsız bir beylik kurar.

      Selçuk'un Mikail, Arslan, Yusuf ve Musa adlarında oğulları vardır. Mikail babasının sağlığında bir savaşta vefat etmiş; oğulları Çağrı ve Tuğrul yetim kalmıştır.

     1007'de Selçuk'un ölümünden sonra oğullarından Arslan yerine geçer. Bu dönemde Selçuklular Buhara civarına gelirler.

     Selçuklular Harezm'de fazla durmayarak Horasan'a göç ederler. Selçuklu halkı, Gaznelilere başvurarak hizmetlerine karşılık kendilerine yurtluk verilmesini istediklerinde Sultan Mesut, isteklerini reddederek üzerlerine ordu gönderir. Selçuklular da Gazneli ordusuna ağır bir darbe indirir, bunun üzerine Türkmenler, yavaş yavaş Selçukluların yanına gelmeye başlarlar.

     Gaznelilerle 1038'de Serahs yakınlarında yeniden bir çatışma olur ve Gazneli ordusu bir kez daha yenilir. Bu başarıdan sonra Selçuklu ailesi, kazanılan toprakları kendi aralarında paylaşırlar; Tuğrul Bey yeni hanedanlığın sultanı olarak Nişabur'u, Çağrı Bey Merv'i ve Musa Yabgu da Serahs'ı alır.

     Selçuklu Devleti, 1040'da Dandanakan'da Gazneliler ve Selçuklular arasındaki savaşta Gaznelilerin aldığı yenilgi sonucu kurulur. Horasan'da kurulan bu devletin sultanı Tuğrul Bey'dir. Bu dönemde Çağrı Bey de melik unvanıyla Merv'de kalmaktadır.[21]

     Oğuzlar, Selçuklu önderliğinde batıya giderler. Geride kalan boylar günümüz Türkmenlerinin atalarıdır. XIII. yüzyıldaki Moğol istilasından sonra oldukça zayıflamış olan bu Türkmen boyları, Hazar'ın kuzey-doğusundaki Mangışlak'da Maveraünnehir'de ve Horasan'da yaşayışlarını sürdürmüşlerdir.

     XVII. yüzyıla kadar rahat ve bağımsız bir hayat yaşayan Türkmenler, 1639 ve 1700 yıllarında Moğol asıllı Kalmuk'ların hücumuna uğrarlar. Mangışlak'ta yaşayan o devir Türkmen boylarının en büyüğü ve en kuvvetlisi olan ve Salur boyundan gelen Teke Türkmenleri, Kopet-Dağı bölgesine çekilirler. Bu Türkmenler, diğer Türkmen boylarıyla birlikte yaşayarak daha da kuvvetlenirler.

     Bu Türkmen boyları bir müddet Hive Hanlığı'na vergi ile bağlandıktan sonra, İran'da hakimiyeti eline geçirmiş olan Afşar-Türkmen beylerinden Nadir Şah'ın hakimiyetini kabul ederler.

     Nadir Şah'tan sonra, bir müddet İranlılar ile Hivelilerin baskı ve hücumlarına maruz kalan Türkmenler, 1835'ten itibaren Merv bölgesine doğru yayılmaya başlarlar.

     Genişleme siyaseti güden Türkmenler, sürekli İranlılar ve Hivelilerle mücadele etmek zorunda kalırlar. 1855'te Hive ordusunu yenen Türkmenler, Hive hanlığının hakimiyetinden kurtulur ve müstakil bir hayat yaşamaya başlarlar.

     1856'da İralılarla yaptıkları savaşta büyük kayıp veren Türkmen ordusu Govşut Han liderliğinde 1860'ta İran ordusunu yenerler ve bağımsızlıklarına tam anlamıyla kavuşmuş olurlar. Bundan sonra, Govşut Han halkının refahı için çalışmalara başlar.

     İranlılar, 1860'taki büyük yenilgiden sonra, bir müddet Türkmenlere hücum etme cesareti gösterememişlerse de özellikle Horasan'ın kuzeyindeki ve Hazar denizi kıyısındaki Türkmenleri tekrar rahatsız etmeye başlarlar. İranlılar bir başarı elde edememelerine rağmen, Rusların Orta Asya'ya doğru istilalarını hızlandırdıkları devirlerde Türkmenlere oldukça büyük zarar verdirirler.

     Türkmenler ile Ruslar arasındaki ilk münasebet, XIX. yüzyılın ilk yarısında, Hazar denizindeki Aşurada'da bir üs kurmalarından sonra (1846) başlar. Kırım savaşının  patlak vermesiyle bu bölgedeki Rus faaliyetleri geçici olarak durmuş ise de, 1859'da Ruslar, tekrar Türkmenlere karşı askerî seferlere başlar. Esas Türkmen kuvvetleri doğuda İran ve Hive hücumlarını önlemeye çalıştığı için Ruslara karşı gerekli mukavemeti gösteremezler.

     Ruslar 1869 yılında Hokand ve Buhara'yı ele geçirir geçirmez, Türkmenlere karşı ansızın hücuma geçerler. Türkmenistan'ı idare etmekte olan Nur Berdi Han ile Tıkma Serdar kumandasındaki Türkmen kuvvetleri, Ruslara karşı yaptıkları hücumlarda, Rusların teknik güçleri ve atış üstünleri nedeniyle bir başarı elde edemezler.

     Ruslar, getirdikleri yeni kuvvetleri ile Hazar'ın bütün kıyılarını birer birer zapt ederek Hazar kıyılarından Hive'ye doğru giden yol üzerindeki bütün Türkmen kale ve köylerini yakıp yıkarak 1873'te yapacakları Hive seferi için bütün hazırlıklarını tamamlarlar.

     İleride Türkmenleri Ruslara karşı yönetecek olan Nur Berdi Han, tehlikenin büyüklüğünü anlayarak Hive'ye gider ve Han Seyyid Muhammed Rahim ile görüşerek Rus ilerleyişine karşı birlikte hareket etmeyi kararlaştırırlar. Ne yazık ki, bütün teşebbüsler neticesiz kalır ve 1873 baharında Hive Ruslar tarafından işgal edilir.

     Rusların yeni hedefi Türkmenistandır. Hazar ötesi valililğine getirilen General Lomakin'in takip ettiği kurnaz  politika sonunda bazı Türkmen beylerini Rus hakimiyetini kabul etmeye ikna etmesi üzerine Govşut Han ile Nur Berdi Han başta olmak üzere Türkmen liderleri acil tedbirler almaya mecbur kalırlar. Bu tedbirlerin başında Türkmen boylarının Ruslarla her türlü temasının men edilmesi geliyordu.

     Bu karar üzerine Lomakin, tekrar ilerlemeye başlar; ancak, 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşının  patlak vermesi üzerine Türkmenler ve Ruslar arasında geçici bir barış dönemi başlar.

     Bu arada Rusların geri geleceğini çok iyi bilen Govşut Han ile Nur Berdi Han bir taraftan Afganistan'a elçiler gönderip yardım sağlamaya çalışırlarken diğer taraftan da Osmanlı Devleti'nin Ruslarla yapmakta olduğu savaşın sonucunu heyecanla beklemeye başlarlar. Osmanlının yenilgisi üzerine Türkmenlerin maneviyatları oldukça bozulur; hatta, Ruslarla iyi bir anlaşma yaparak onların hakimiyetine girmeyi teklif eden beyler bile olur.

     Govşut Han'ın vefatı ile tam bir kararsızlık havası içine giren Türkmenler, Batı Türkmenistan (Ahal)'ı yönetmekte olan Nur Berdi Han'ın Türkmen Cumhuriyeti’nin başına getirilmesiyle bu ümitsiz hava sona erer.

     Türkmen  parlamentosunun yaptığı olağanüstü toplantı sonunda başta Nur Berdi Han olmak üzere bütün Türkmen ileri gelenleri kılıç ve Kur'an üzerine yemin ederek memleketlerini kanlarının son damlasına kadar müdafaya karar verirler. Toplanan savaş meclisinde bütün kalelerin kuvvetlendirilmesine, karşı konulamadığı takdirde Göktepe kalesine çekilip müdafaya burada devam edilmesine karar verilir.

     Bu sırada Çarlık Rusyası Türkmenistan'ı işgal edecek Rus kuvvetleri kumandanlığına Ermeni asıllı General İ. D. Lazaryev'i tayin eder. Diğer taraftan Ruslar Türkmenistan'ın batısından istilaya başlarken, doğuda Hokand, Buhara ve Hive'yi "Türkistan Umûmî Valiliği" adı altında birleştirip idaresini verdikleri General Kaufman'a gerektiği takdirde, doğudan Merv üzerine yürüyebilmesi için hazırlıklı olması emri verilir. Bu ihtimali göz önünde tutan Nur Berdi Han Merv'de kalır; oğlu Berdi Murad Han'ı batıdan gelebilecek Rus istila kuvvetlerine karşı koymak üzere Türkmen kuvvetlerinin  kumandanlığına tayın eder. Berdi Murad Han Ruslara karşı kahramanca çarpışır; onları durduramayınca da Göktepe'ye çekilir ve orada düşmana karşı koymaya devam eder.

     Eylül 1879'da Ruslar, toplarla savaşa başlarlar; hücum sırasında, kadın çocuk demeden bir çok insanı katlederler. Umumi taarruza geçen Ruslar göğüs göğüse savaşta üstün olan Türkmenlerin karşı saldırısıyla kaçmaya başlarlar. Bu savaşta Berdi Murad Han'ın ölümü tam bir Türkmen zaferine mani olur. Ruslar, istila ettikleri bütün Türkmen topraklarını terk ederek Hazar kıyılarına kadar çekilirler.

     Göktepedeki bu Türkmen başarısı, Rusların o ana kadar Orta Asya'daki yenilmez vasıflarını yıkar; Rusya, Türkistan, Avrupa başkentleri ve İstanbul'da büyük akisler uyandırır.

     Oğlunun ölümünden sonra Nur Berdi Han, Ruslarla mücadeleye devam edeceğini açıklar ve bunu İran'a da bildirir.

     Göktepe yenilgisi sonrasında Rus ordusunun başına General M. D. Skobelev atanır. Ruslar’ın, Türkmenistan'ı kontrolleri altında tutmak istemelerinin sebebi bağımsız bir Türkmenistan’ın varlığının Orta Asya hanlıklarının bağımsızlık isteklerini kamçılayacağı ve Kafkasları Hazar üstünden Orta Asya'ya bağlayan ticarî ve stratejik yolun Türkmen topraklarından geçmesidir. 1880'de Nur Berdi Han'ın ölümü Türkmenler üzerinde şok tesiri yaptı ise de çabucak toparlanan Türkmenler Han'ın küçük oğlu Mahtum Kulu'yu han seçtiler ve savaş hazırlıklarına devam ederler. Ruslar bu defa daha büyük ve donanımla Türkmen topraklarında ilerlemeye başlarlar. Düşmanın ateş üstünlüğü yüzünden geri çekilen Türkmenler, Göktepe'de savaşa devam ederler. Rusların şaşırtan taktiği sonucunda 1881'de savaş Türkmenlerin yenilgisiyle son buluur. Tıkma Serdar ile Mahtum Kulu Aşkabat taraflarına çekilmek zorunda kalırlar. Skobelev, Türkmenleri Rus çarının hakimiyetini kabul etmeye çağırmış; ancak, çağrının cevapsız kalması üzerine Aşkabat'a kadar olan Türkmen topraklarını işgal eder. 1881'de Tıkma Serdar ve birkaç ay sonra da Mahtum Kulu Ruslara teslim olunca Türkmenistan'ın batı bölgesi de Rusların denetimi altına girer. İngiliz baskısıyla duran Rus ilerleyişi sonrasında Türkmenler İngilizler'e İngiliz tâbiiyetini kabul ettiklerini bildirirler; ancak, İngiliz hükümetinin bunu kabul etmeyeceklerini öğrenmeleriyle büyük hayal kırıklığına uğrarlar. Bunun üzerine Türkmenler Merv bölgesinin savunma hazırlıklarına başlarlar. Ruslar, Türkmenler arasında entrika siyasetine yürütürler. Müslüman bir Avar Türkü olan Yüzbaşı Ali ile bu siyasetlerine alet ederler. Ali Han-Avar ise Türkmen ileri gelenlerini ve Nur Berdi Han'ın dul eşi Gülcemal Hanım'ı Rus hakimiyetini kabule ikna eder.

     1884'te toplanan Türkmen kurultayında mesele görüşülerek bu çaresizlik karşısında Rus hakimiyetine girilmesi kabul edilir. 1869'da başlayan Türkmenistan istilası, Ruslar tarafından bu şekilde tamamlanır.

     Bu dönemde Ruslar, idareleri altındaki diğer Türklere yaptıkları gibi Türkmenlere de ağır vergiler yükleyip Türkmen topraklarının zengin kısımlarını  pamuk ihtiyacını karşılamak üzere Türkmenlerin ellerinden alırlar. Memleket idaresi de Ruslar’ın elindedir; Türkmen ileri gelenlerine ancak, yardımcılıklar ve küçük memurluklar verilir. Rus idaresi 1900'lere kadar bu şekilde devam eder.

     XIX, yüzyılın sonları ile XX. yüzyılın başları diğer Türk illerinde olduğu gibi Türkmen illerinde de fikrî ve siyasî uyanışın başlangıcı olmuştur. Türkmenlerin siyasî haklarını almak için yaptıkları mücadele, Ruslar tarafından insafsız bir baskıyla karşılanır. Bu ağır baskı rejimi, halkın baş kaldırmasına sebep olur. Ruslar, Türkmenlere karşı Hive Hanını kullanmaya kalkışınca halk Cüneyd Han idaresinde hem Ruslara hem de Hive Hanına karşı ayaklanırlar. Bu ayaklanma başarısızlıkla sonuçlanır. Daha sonra Türkistandaki 1916 millî ayaklanmasından sonra Cüneyd Han'ın taraftarı artar ve Cüneyd Han Ruslara karşı tekrar harekete geçer. 1918'de Hive şehrini alan Cüneyd Han, tam iki sene şehrin hakimiyetini elinde tutar. Cüneyd Han'ın Özbeklerle ihtilafa düşmesi ve Kızıl Ordu birlikliklerine yenilmesi sonucunda Karakum Çölü'ne çekilmek zorunda kalırlar.

     Cüneyd Han 1931 yılına kadar Rusları uğraştırmıştır. 1927'de Ruslarla yaptığı son savaşı kaybeden Cüneyd Han Türkmenistan'ı terk etmek mecburiyetinde kalmış; önce İran'a sonra da Afganistan'a geçerek oralardan yaptığı akınlar ile Ruslara karşı savaşına 1938 yılındaki ölümüne kadar devam etmiştir.

     Türkmenler bağımsızlık savaşını kaybedince diğer Türk boyları gibi haklarını elde etmek için Türkmenistan Komünist  Partisi'ne katılırlar ve mücadelelerine buradan devam ederler.

     Sovyetler, Türk boylarını birbirinden ayırmak için Türkistan'da kurdukları komünist  partiler kanalıyla onların ayrı cumhuriyetler hâlinde yaşamak istediklerine dair müracaatlarını Moskova'ya bildirmelerini sağlarlar. 1924 yılında Türkistan'da ayrı ayrı cumhuriyetlerin kurulacağı ilan edilir.[22]

     Komünist  Partisi'nin isteği doğrultusunda 13 Mayıs 1925'te Türkmenistan'ın Sovyetler Birliği'nin bir  parçası olduğu ilan edilmiştir.[23]

     Sovyetlere bağlı olarak kurulan Türk cumhuriyetlerinin ilk yıllarında Rus baskısı ve sömürüsü rejimi kuvvetlendirebilmek amacıyla nispeten azdı. 1930'lardan sonra ise, buradaki Rus baskısı ve sömürüsüyle artmış; bir nevi kolonileştirme yoluna gidilmiştir.

     1950'li yıllarda bütün Sovyet cumhuriyetlerinde Sovyetleştirmeye destek verilmiş; Türkmenistan da Sovyetleştirme hareketi 1960 ve 1970'lerde bütün hızıyla devam etmiştir. M. Gorbaçov'un 1985 yılında başlattığı açıklık ve yeniden kurma  politikasıyla Türkmenler yönetime karşı eleştirilerini daha açık ve net bir şekilde yapmaya başlamışlardır.[24]

     26 Ekim 1991'de yapılan halk oylaması ile Türkmenistan bağımsızlığını açıkladı. 27 Ekim 1991 bağımsızlığın ilan edildiği tarih oldu. Bağımsız Türkmenistan Türk Cumhuriyetini ilk tanıyan ülke Türkiye Cumhuriyeti olmuştur.[25]

     1.3. Bugünkü Türkmen Coğrafyası

     Türkmenler, Türkmenistan Cumhuriyeti asıl olmakla birlikte Güney Tacikistan, Özbekistan, Kazakistan, Stavropol, Astrahan, Kırım, Çin, Afganistan, İran, Irak ve Türkiye olmak üzere geniş bir coğrafyada yaşamaktadırlar.

     1.3.1. Türkmenistan Türkmenleri

     Günümüzde Türkmenler yoğun biçimde Türkmenistan Cumhuriyeti'nde yaşamaktadırlar.

     Batısında Hazar denizi ve doğusunda Amuderya bulunan Türkmenistan Cumhuriyeti, kuzeyinde ve doğusunda Kazakistan ve Özbekistan Cumhuriyeti, güneyinde İran ve Afganistan ile komşudur. Kuzeyden güneye 650 km, batıdan doğuya 1110 km kadardır.[26] Ülkenin yüzölçümü 488.100 km2’dir (Toplam yüzölçümün 375.000 km2’si çöldür).[27]

     27 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını ilan eden Türkmenistan Cumhuriyeti, başkanlık sistemiyle yönetilmektedir. Cumhurbaşkanı Saparmurat Atayeviç Niyazov Türkmenbaşı olan ülkenin  para birimi Manat’tır.

     2000 yılı sayımına göre ülkenin nüfusu 5.369.400’dür.

     Nüfusunun % 78’ini Türkmenler, % 9’unu Özbek’ler, % 7’sini Ruslar, % 2’sini Kazaklar, % 1’ini Tatarlar, % 3’ünü diğer uluslar (Azeri, Ermeni, Alman, Ukraynalı, Beyaz Rus, Letonyalı, Moldovalı, Gürcü, Lezgi, Fars, Kürt, Tacik, Rus Yahudisi, Karakalpak, Beluşi) oluşturmaktadır.

     Türkmenistan Balkan, Daşoğuz (Daşhovuz), Ahal, Lebap ve Marı olmak üzere beş vilayetten oluşmaktadır.[28]

     Başkenti Aşgabat olan Türkmenistan Cumhuriyetinin en önemli şehirleri Mari (Merv), Türkmenbaşı (Krasnovotsk), Daşoğuz, Türkmenabat (Çärcev), Balkanabat (Nebitdağ), Köneürgenç, Atamurat (Kerki)’tır.[29]

     1.3.2. Türkmenistan Cumhuriyeti Dışında Yaşayan Türkmenler

     1.3.2.1. Güney Tacikistan Türkmenleri

     Güney Tacikistan'da Türkmen nüfusunun ortaya çıkışı Özbekistan'daki Türkmen nüfusu gibi X. yüzyılda başlar. Bu devirde ilk türkmen grupları Maveraünnehir'e gelmişlerdir. Orta Çağ tarihçileri Türkmenlerin sayısının 200.000'e yakın olduğunu söylemektedirler. Tacikistan'da yaşayan Türkmenler Nurata Türkmenleri ile genetik bağları vardır. Bu Türkmenlerin asırlar sonunda muhtelif yerlere göçleri ve kalanların da Tacik ve Özbekler arasında asimile olmaları ile sayıları azalmıştır.

     Günümüzde Tacikistan'da 20.000'den fazla Türkmen yaşamaktadır. Bunların 14.000'i Cılıköl bölgesinde yaşamaktadırlar. Bu Türkmenler hayvancılık,  pamuk tarımı ve halıcılıkla geçinmektedirler. Burada Türkmen dili okutan okullar bulunmaktadır.[30]

     1.3.2.2. Özbekistan Türkmenleri

     XX. asrın birinci çeyreğinin sonunda Sovyetlerde ayrı Türk cumhuriyetleri kurulduğu sırada Özbekistan'da  27.000'den fazla Türkmen yaşamaktaydı. Özbekistan'daki Türkmen nüfusunu Harezm, Buhara ve Nurata Türkmenleri olmak üzere üç grupta inceleyebiliriz.

     Harezm Türkmenleri, Aybugar'ın kuzeyinden Zaungus Garagum'unun güneyine kadar, Üstyurd'un ve Sarıkamış'ın batısından Amuderya'nın sağ yakasına kadar olan bölgede yaşamaktadırlar.

     Buhara Türkmenleri, eskiden beri Güney Özbekistan'da yaşamaktadırlar. Bunlar Tacikler ve diğer halklarla birlikte bu topraklarda Özbekler gelmeden önce yurt tutmuşlardı. Buhara Türkmenleri günümüzde Suhanderya ve Buhara bölgelerinde ve Güney Özbekistan'ın bazı yerlerinde yaşamaktadırlar.

     Nurata Türkmenleri, buraya X. yüzyılın sonunda XI. yüzyılın başında gelmişlerdir. Bunların büyük bölümü Amuderya'nın gerisine, Güney Özbekistan'a göçmüştür, bir kısmı da Buhara'ya yerleşmiştir. Nurata Türkmenleri, Özbekler tarafından Türkmen-Özbek şeklinde adlandırılmakta; hatta, son istatistiklerde Nurata Türkmenleri Özbek nüfusu içinde gösterilmiştir.

     1989 yılı nüfus bilgilerine göre Özbekistan'da 121.600 Türkmen yaşamaktadır.[31]

     1.3.2.3. Kazakistan Türkmenleri

      Kazakistan'da yaşayan Türkmenlerin tarihi henüz bir kesinlik kazanmamıştır. Bu Türkmenlerin Siriderya kıyısındaki bölgelerde yerleştiği bilinmektedir.

     Günümüzdeki verilere göre Kazakistan Türkmenleri, Kazakistan'ın Guryev, Çimkent, Garaganda bölgelerinde ve Almaata şehrinde yaşamaktadırlar. Kazakistan Türkmenleri diğer Türkmenlerden erkek nüfusunun kadın nüfusundan yaklaşık dört kat fazla olması ve bu Türkmenlerin ana dillerini bilme oranlarının düşük olmasıyla ayrılır.[32]

     1989 yılı itibariyle Kazakistan Türkmenlerinin nüfusu 3.800 kadardır.[33]

     1.3.2.4. Stavropol Türkmenleri

     Stavrapol Türkmenleri 1653 yılında Hive Hanlığı'ndan Rusyanın Avrupa kısmına göçmüşlerdir. Stavropol'a 18 bin Türkmen göçmüştür. Bunların bir kısmı Ayuka Han'ın liderliğinde Çin'e gitmişlerdir.

     Astrahan valisinin 1740 yılında verdiği bilgiye göre o dönem Stavropol'da 15.990 Türkmen bulunmaktaydı.Bu Türkmenler İgdir, Çovdur ve Söynacılar boylarındandı. Bu boylar, göçebe hayvancılık yapıyorlardı. Astrahan'da yurt tutan Türkmenler Mangışlak üzerinden mallarını sürerek önceki Stavropol'un kuzeyine gelmişler, buradaki Kum ve Manıç nehirlerinin kıyısındaki otlaklara yerleşmişlerdir.

     Stavropol Türkmenlerinin nüfusu XIX. yüzyılın sonunda ve XX. yüzyılın başında  padişah idaresinin göçebe hayvancılıkla uğraşmalarını sınırlama ve onları yerleşik hayata zorlama siyaseti sonucunda azalmıştır.

     1923 yılındaki büyük kıtlık sonrasında da hayvanlarını kaybeden Türmenlerin nüfuslarında da oldukça azalma olmuştur. 11.647 insanın 3 bine yakını Dağıstan ASSC'ne göçmeye mecbur kalmışlardır.

     1991'de Stavropol'da 12 binden fazla Türkmen yaşamaktaydı.[34]

     1.3.2.5. Astrahan Türkmenleri

     1929 yılının tarih bilgilerine göre Astrahan Türkmenleri Çovdur, İgdir ve Abdal boylarından oluşmaktaydı. 1811'de 2300 Türkmen Astrahan bölgesine geçmek için  padişah hükümetinden izin istemişler; ancak, onlara müsade edilmeyince 1500'e yakın Türkmen izinsiz olarak buraya göçmüştür. Sonraki yıllarda Astrahan Türkmenleri hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır. 1927 yılında Astrahan Türkmenlerinin sayısının 1500 olduğuna dair bilgiler mevcuttur.[35]

     1.3.2.6. Kırım Türkmenleri

     Bilim adamlarının XX. yüzyılın ilk on yılına dair topladıkları çok sayıda toponomik malzeme Türkmenlerin Kırım'ın  pek çok yerinde yaşadıklarını göstermekteler. Bu malzemelere göre Türkmen boylarının (Salırlar, Gireyli, Garkınlar vd) çeşitli devirlerde Kırım'da yaşadıkları bilinmektedir.

     Türkmen boyları Kırım'a X.-XI. yüzyıllarda gitmişlerdir. Kırım Türkmenlerinin sayısı XX. yüzyılın başlarında 1000 kişiye yakındı. Bugün Kırım'da yaşayan Türkmen nüfusu hakkında kesin bir şey söylemek zordur. Tahminen Kırım Türkmenlerinin sonu Kırım Tatarlarının sonundan farklı olmamıştır.[36]

     1.3.2.7. Çin Türkmenleri

     Çin Türkmenleri denildiğinde fazla sayıda olmayan Türkçe konuşan Salarlar aklımıza gelmeli. Bunlar Çin'in Şanghay ve Kansu illerinde ve Uygur otonom bölgesinde barınmaktadırlar. Salarların %70'e yakını Şanghay şehrinde yaşamaktadır. Çin Salarları askerî ve siyasî durumlar dolayısıyla XIV. yüzyılda atayurttan çok uzaktaki Çin'e göçmeye mecbur kalan Salır Türkmenlerinin  Garaman boyundandır. Bunlar ilk olarak Semerkand'a, oradan da Çin'e göçmüşlerdir. Bunların büyük bir kısmı hâla Semerkand civarında yaşamaktadırlar.

     Salar Türkçesi Kıpçak lehçesinin etkisinde kalmıştır. Çin ve Tibet dilleri, Salar Türkçesine fonetik ve leksik bakımdan etki etmiştir.

Salarlar genelde tarım, hayvancılık ve zanaatkarlık yapmaktadırlar. Sayıları 72.000 civarındadır.[37]

     1.3.2.8. Afganistan Türkmenleri

     Türkmenler, Afganistan'ın SSCB ile sınır olan kuzey bölgelerinde -yani Afgan Türkistan'ında- yaşamaktadırlar. Afgan Türkmenleri, Ersarı, Alili, Sarık, Salır ve Teke boylarından oluşmaktadır. Bunlar, göçebe ve yarı göçebe bir hayat sürmektedirler.

     N. A. Aristov'un verdiği bilgilere göre XIX. yüzyılın sonunda Afganistan'da 50.000 Türkmen yaşamaktadır. A. Davidov'un 1980 yılının sonunda Afganistan'da 900.000 Türkmen olduğuna dair verdiği bilgiler gerçeğe yakın olsa gerek. İran ve  Pakistan'a yapılan göçler sonrasında Afganistan'daki Türkmenlerin sayısı yaklaşık 841.300 civarındadır.[38]

     1.3.2.9. İran Türkmenleri

     Türkmenler İran'ın SSCB ile sınır bölgesi olan Gürgen (Türkmensahra)'de ve Horasan'ın kuzeydoğu bölgesinde yaşamaktadırlar. İran Türkmenlerinin büyük bir kısmını Yomut, Göklen, Salır ve Sarık'lar oluşturmaktadır. Çarlık Rusyası ile İran'ın sınır konusunda 1881 yılında yaptıkları anlaşma sonucunda Türkmenlerin büyük bir bölümü başka ülke sınırları içinde kalmıştır.

     N. A. Aristov'n verdiği bilgilere göre XIX. yüzyılın sonunda İran Türkmenlerinin nüfusu yaklaşık 30.000 kişidir. A. D. Dranitsın'ın 1912 yılına dair verdiği bilgilere göre İran'da 50.000'e yakın Yomut yaşamaktadır. İran Türkmenlerinin en büyük boylarından biri olan Göklenler’in XX. yüzyılın başında 20.000 kişi olduğu bilinmektedir.

     Horasan ve Mazenderan illerinin farklı bölgelerinde Türkmenlerin Hoca, Şıh, Magtım ve Ata tireleri yaşamaktadır. Büjnürt'ün kuzeyinde ise Teke, Nohur, Yemreli, İgdir, Enevli, Mürçe, Sünçeli ve Hıdırili Türkmenlerinin köyleri bulunmaktadır. Horasan'ın kuzeydoğusunda Meşhed ve Saragt'ta Salır ve Sarık Türkmenleri yaşamaktadırlar.[39]

     1.3.2.10. Irak Türkmenleri

     Irak'a Türkmenlerin nereden göçüp geldiği hakkında fazla bilgi mevcut değildir. Var olan bilimsel veriler, ilk Türk dilli grupların erken orta asırlarda Türkmenistan coğrafyasından Irak'a gittiklerini göstermektedir. Türkmen boylarının büyük gruplar hâlinde göçtükleri zaman, Selçukluların Irak'ı ele geçirdikleri XI-XII. yüzyıllara denk düşer.

     Irak seferine Kınık, Bayat, Afşar, Bayındır, Salır, Karaman ve Kayı gibi Türkmen boyları katılmıştır.

     Selçuklular devrinde Türkmenlerin Salır, Bayındır, Afşar, Yive ve başka kollar Irak'a göçmüşlerdir. Günümüzde Irak Türkmenleri Irak'ın kuzeydoğusunda merkezî vilayetlerde yaşamaktadırlar. Kerkük, Musul, Süleymaniye, Erbil, Hima ve Bağdat şehirlerinde Türkmen köylerine rastlanmaktadır. 1987 yılı bilgilerine göre Irak'ta 220.000 Türkmen yaşamaktadır.[40]

     1.3.2.11. Türkiye Türkmenleri

     XI.-XII. yüzyıllarda başlayan Moğol istilası üzerine Maveraünnehir, Horasan ve Azerbaycan'da yaşayan Türkmenlerin çoğu Anadoluya göç etmişlerdir. Anadolunun Türkleşmesi bu Türkmen göçü ile başlamıştır. Bugün Anadoluda daha çok Konya, Mersin ve Adana şehirleri ve civarına yerleşen Türkmenler, yarı göçebe bir hayat yaşamışlar ve eski geleneklerini korumuşlardır.[41]

     Erzurum, Çorum ve Kars civarında ise küçük Türkmen grupları yaşamaktadır.

     Türkiyedeki Türkmen boylarının en büyüklerinden biri Kınık boyudur. Selçuklulara katılıp Anadolu'ya gelen Oğuz-Tire Türkmen nüfusu 550-560.000 kadardır. Türkiyedeki Türkmenler Yazır-Garadaşlı, Salır, Teke, Bayat, Barat, Afşar, Begdili, Bayındır, Kayı, Karakoyunlu, Akkoyunlu ve diğer boylardandır.

     Türkiyede aslı Türkmen olan Abdallar ve Yörükler gibi etnik gruplar da mevcuttur. Yörüklerin içinde aslı Türkmenlerden olan Türkmen, Tekeli, Gara Tekeli, Memmed Tekeli, Karakoyunlu, Eski, Karaevli gibi kollar da bulunmaktadır. 1991 tarihi itibariyle Türkiye'de 1 milyona yakın yörük yaşadığı bilinmektedir.[42]

     1.3.2.12. Suriye Türkmenleri

     Suriye Türkmenlerinin etnik tarihini Türkiyeli Türkmenlerinkinden ayırmak mümkün değildir. Türkmenler Suriye'ye Türkiye'den gitmişlerdir. Osmanlılar zamanında (XVII.-XVIII. yüzyılda) 84.000 Türkmen Suriye'ye zorla göç ettirilmiştir. Bunların 30.000'e yakını İran'a göç etmiştir. Suriyedeki Türkmenler, küçük gruplar hâlinde Latakiyan'ın güneydoğusunda, Hama ve Humus şehirlerinin kuzeyinde yaşamaktadırlar. 1989 yılı itibariyle 35.000, 1995 yılı itibariyle 60.000 Türkmen'in Suriye'de yaşadığını söylemek mümkündür.[43]

     Bir dönemde de Azerbaycan ve Ermenistan'da yaşamış oldukları bilinmektedir.[44]

 DİPNOTLAR

[1] İslâm Ansiklopedisi, "Türkmenler" maddesi, Hazırlayan: Mehmet Saray, MEB Yayınları, C. 12/2, İstanbul 1988, s. 661.
[2] Besim Atalay, Divanü Lûgat-it-Türk Tercümesi, 3. baskı, TDK Yayınları, Ankara 1992, C. III, s. 412-415.
[3] İbrahim Kafesoğlu, "Türkmen Adı, Manası, ve Mahiyeti", Jean Deny Armağanı, TDK Yayınları, Ankara 1958, s. 122.
[4] İ. Kafesoğlu, “a.g.m.”, s. 122.
[5] İ. Kafesoğlu, “a.g.m.”, s. 128.
[6] İ. Kafesoğlu, “a.g.m.”, s. 122.
[7] Fuat Bozkurt, Türklerin Dili, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1999, s. 433.
[8] Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler) Tarihleri-Boy Teşkilatı-Destanları, TDAV Yayınları, 5. Baskı, İstanbul 1999, s. 79.
[9] Türk Ansiklopedisi, "Türkmenler" maddesi, MEB Yayınları, C:32, Ankara, 1983, s. 433.
[10] B. Atalay, a.g.e., C. III, s. 351.
[11] V. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1975, s. 103.
[12] İ. Kafesoğlu, “a.g.m.”, s. 129-130.
[13] F. Bozkurt, a.g.e., s. 433.
[14] Türk Ansiklopedisi, “ a.g.m”, s. 433.
[15] F. Bozkurt, a.g.e., s. 433.
[16] İ. Kafesoğlu, “a.g.m.”, s. 123.
[17] İ. Kafesoğlu, “a.g.m.”, s. 122-123.
[18] İ. Kafesoğlu, “a.g.m.”, s. 128.
[19] Lázla Rásonyi, Tarihte Türklük, TKAE Yayınları, Ankara 1971, s. 137.
[20] Marat Durdıyev, Şöhrat Kadırov, Dünyädäki Türkmenler, Aşgabat "Harp" 1991., s. 7.
[21] Saadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, Ak-Çağ Yayınları, Ankara 1999, s. 182-184.
[22] İslâm Ansiklopedisi, “a.g.m.”, s. 661.
[23] S. Gömeç, a.g.e., s. 193.
[24] Mehmet Saray, Yeni Türk Cumhuriyetleri Tarihi, TTK Yayınları, 2. Baskı, Ankara 1999, s. 372.
[25] S. Gömeç, a.g.e., s. 202.
[26] Türkmenistan, Türkmenistan'ıñ Prezidentiniñ Apparatınıñ İş Dolandırış Upravlaniyesi, Aşgabad "Türkmenistan RNÇB", 1992, s. 4.
[27] Ayyıldız İnternet Gazetesi, “http://www.aygazete.com/turk_dunyasi.php?tur=4”.
[28] Türkmenistan Ülke Raporu, TİKA Yayınları, Ankara 1996, s. 13.
[29] Ayyıldız İnternet Gazetesi, “a.g.i.a.”.
[30] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 22-24.
[31] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 25-33.
[32] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 33-35.
[33] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 56.
[34] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 37-38.
[35] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 38.
[36] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 39-41.
[37] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 43-46.
[38] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, “a.g.m.”, s. 46-47.
[39] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 48-49.
[40] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 51-57.
[41] Ali Rıza Yalman, Cenup'ta Türkmen Oymakları, Haz.: Sebahat Emir, Kültür Bakanlığı Yayınları, C. I, Ankara 1993, s. XVIII.
[42] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 53-55.
[43] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 55.
[44] M. Durdıyev, Ş. Kadırov, a.g.e., s. 5.


Başa Dön

 

TurkLehceleri.NET Tasarım: Sinan DİNÇ Son Güncelleme: 1 Ekim 2007

BAŞA DÖN